YARGITAYIN MHP KONGRESİNE İLİŞKİN GEREKÇELİ KARARI

Yargıtay
18. Hukuk Dairesi

Esas : 2016/9624
Karar : 2016/8464
Tarih : 24.05.2016

(2709 s. Anayasa  m. 69, 148) (2820 s. SPK  m. 14, 104) (5253 s. Dernekler K  m. 34) (6100 s. Hukuk Muhakemeleri K  m. 166) (4721 s. MK  m. 2)

Dava dilekçesinde; yeterli sayıda büyük kongre delegesi yazılı olarak olağanüstü kurultay  talep ettikleri halde, davalı parti yönetiminin  büyük kurultayı toplantıya çağırmadığı ileri sürülerek, üç üyenin büyük kurultayı toplantıya çağırmakla görevlendirilmesi istenilmiş;  mahkemece, talebin kabulüne, üç üyenin olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere  görevlendirilmesine karar verilmiş;  karar davalı siyasi partinin vekili tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

Y A R G I T A Y   K A R A R I

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Davacılar vekili; dava dilekçesinde, davacıların Milliyetçi Hareket Partisinin büyük kongre delegesi olduklarını, davacılar dahil (543)  büyük kongre  üyesinin, 15.01.2016  tarihinde Ankara 17. Noterliğinin 12456 yevmiye numaralı yazıları ile, “parti tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karara bağlamak”  üzere ekli gündemle büyük kongrenin olağanüstü toplanmasını talep ettiklerini, beşte bir oranını aşan sayıda üyenin yazılı başvurusuna rağmen, davalının olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmadığını, kamuoyuna yapılan açıklamalara bakıldığında, parti yönetiminin, bu talebi  yerine getirmeyeceğinin  anlaşıldığını ileri sürerek,  dilekçede isimleri belirtilen  üç üyenin büyük kongreyi tüzük değişikliği için olağanüstü  toplantıya çağırmakla görevlendirilmesini  talep etmiş; mahkemece, talebin kabulüne, tüzük değişikliği için kararda gösterilen gündemle olağanüstü kongre çağrısı yapmak üzere üyeler ….’in  görevlendirilmesine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından TEMYİZ EDİLMİŞTİR.

1- Dava dilekçesinde yer alan açıklamalara göre; istek, davalı siyasi partinin olağanüstü büyük kongresinin toplanması için yeter sayıda üyenin yazılı talebi olduğu halde, parti yönetimince bu talebin yerine getirilmemesi üzerine, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla GÖREVLENDİRİLMESİNE İLİŞKİNDİR.

Konuya ilişkin Anayasal ve yasal düzenleme AŞAĞIDAKİ GİBİDİR.

2- Anayasa’nın “Siyasi Partilerin uyacakları esaslar” başlığını taşıyan 69’ncı maddesi  şöyledir.

“Siyasi partilerin faaliyetleri, parti içi düzenlemeleri ve çalışmaları demokrasi ilkelerine uygun olur. Bu ilkelerin uygulanması kanunla düzenlenir.

(3) …Anayasa Mahkemesince  siyasi partilerin mal edinmeleriyle gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun tespiti, bu hususun denetim yöntemleri ve aykırılık halinde uygulanacak yaptırımlar kanunda gösterilir. ……Anayasa Mahkemesinin bu denetim sonunda verdiği KARARLAR KESİNDİR.

(4) Siyasi partilerin kapatılması, YARGITAY Cumhuriyet Başsavcısının açacağı dava üzerine Anayasa Mahkemesince kesin olarak karara bağlanır.
03.10.2011 tarih ve 4709 s. Kanunun 25’nci maddesiyle, 69’ncu maddeye  eklenen fıkra:

Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.

Anayasa Mahkemesinin “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan Anayasa’nın 148’nci maddesinin son fıkrası İSE ŞÖYLEDİR.

Anayasa Mahkemesi  Anayasayla verilen diğer görevleri de yerine getirir.”

3- 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında  Kanun’un “Mahkemenin görev ve yetkileri” başlığının taşıyan 3 üncü maddesi şöyledir:

(1) Mahkemenin görev ve yetkileri şunlardır:

d) Siyasi partilerin kapatılmasına ve Devlet yardımından yoksun bırakılmasına ilişkin davalarla ihtar başvuruları ve dağılma durumunun  tespiti  istemlerini karara bağlamak.

e) Siyasi partilerin mal edinmeleriyle gelir ve giderlerinin kanuna uygunluğunun denetimi yapmak veya yaptırmak.

ğ)   Anayasa’da kendisine verilen diğer görevleri yerine getirmek.”

Yukarıda yer verilen Anayasa hükümleri ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Kanununa göre; siyasi partiler bakımından Anayasa Mahkemesine verilen görev; siyasi partilerin kapatılmalarına ve Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmalarına, mali denetimlerini yapmak veya yaptırmakla ve dağılma durumunu tespit etmek ve siyasi partiye YARGITAY Cumhuriyet Başsavcının re’sen yazıyla ihtar başvurusunda bulunması halinde ihtar kararı VERMEKTEN İBARETTİR. Anayasa ve 6216 s. Kanun, siyasi partilerin her kademedeki kongrelerinin yargısal denetimiyle ilgili Anayasa Mahkemesine bir GÖREV VERMEMİŞTİR. Anayasa Mahkemesinin görevini ancak Anayasa tayin eder. (Anayasa m.148/son) Anayasa dışındaki normlarla Anayasa Mahkemesine görev verilmesi MÜMKÜN DEĞİLDİR.

4- 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 14’ncü maddesinin  (1.) ve konuya temas eden (6.) fıkrası hükmü şöyledir:

“Siyasi partinin en yüksek organı BÜYÜK KONGREDİR.

Büyük kongre parti tüzüğünün göstereceği süreler içinde toplanır. Bu süre iki yıldan az, üç yıldan fazla olamaz. Olağanüstü toplantılar genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun lüzum göstermesi veya büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı istemi üzerine  yapılır.”

Buna göre, olağanüstü büyük kongre yapılabilmesi için, ya genel başkanın veya merkez karar ve yönetim kurulunun buna lüzum göstermesi veya    büyük kongre üyelerinin en az beşte birinin yazılı BAŞVURUSU GEREKİR. Madde gerekçesinde, delegelerin beşte birine, olağanüstü büyük kongre talebinde bulunma hakkının tanınmasının, “parti içi iradenin serbestçe tezahürünü ameli olarak teminat altına almak” olarak gösterilmiş, “bu sebeple beşte bir nisabının Tüzükle yükseltilemeyeceği” İFADE EDİLMİŞTİR. Bu yüzden, yeter sayıda üyenin yönetim kuruluna karşı açığa vurduğu irade beyanı, hem üyelerin her birini ayrı ayrı, hem de yönetim kurulunu BAĞLAYICI NİTELİKTEDİR.

Buna göre, olağanüstü toplantı isteyenler  beşte bir oranına ulaştığında, daha sonradan bu sayının altına düşülmüş olsa  bile, yönetim kurulu, genel kurulu olağanüstü toplantıya ÇAĞIRMAK ZORUNDADIR. Olağanüstü kongre talebi, beşte bir oranına ulaşan üyeye kanunen tanınmış BİR HAKTIR. Büyük kongre üyelerinin beşte birinin  usule uygun yazılı talebinin varlığına  rağmen, parti merkez  yönetim organının bu  talebi  yerine  getirmemesi halinde ne  yönde hareket edileceğine ilişkin 14’ncü maddede bir düzenleme  bulunmamaktadır.
Ancak bu  Kanunun, “Kongrelerle ilgili genel hükümler” başlığını taşıyan  29’ncu maddesinin (1.) fıkrası;  “1630 sayılı Dernekler Kanununun, bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partilerin her kademedeki  kongreleri için de uygulanır.” hükmünü, 121’nci maddesinin (1.) fıkrası; “Türk Kanunu Medenisiyle Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır”  HÜKMÜNÜ TAŞIMAKTADIR. Şu  halde, yapılan bu atıflara göre,  siyasi partilerin olağan ya da olağanüstü  büyük kongreleri  dahil her kademedeki  kongreleri için 1630 sayılı Dernekler Kanununun bu kanuna aykırı olmayan HÜKÜMLERİ UYGULANACAKTIR. 22 Kasım 1972 tarihli 1630 sayılı  Dernekler Kanunu,  2908 s. Kanunla;  6 Ekim 1983 tarihli 2908 sayılı Dernekler Kanunu da,  04.11.2004 tarihinde kabul edilen   5253 sayılı Dernekler Kanunuyla (m.38/H) YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMIŞTIR.

5253 s. Kanunun 34’ncü maddesine göre; “Diğer kanunlarda, 1630 sayılı Dernekler Kanunu veya 2908 sayılı Dernekler Kanunuyla bunların ek ve değişikliklerine veya belli maddelerine yapılan atıflar, bu Kanuna veya bu Kanunun aynı konuları düzenleyen madde veya maddelerine yapılmış sayılır. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde aynı konuları düzenleyen 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ilgili hükümlerine atıf yapılmış sayılır.” 5253 sayılı Dernekler Kanununda, dernek genel kurullarının toplanma usulüyle ilgili bir HÜKÜM BULUNMAMAKTADIR. Bu durumda, yukarıdaki atıf sebebiyle Türk Medeni Kanununun ilgili HÜKÜMLERİNE BAŞVURULACAKTIR.

Kongre, dernekler ve diğer korporatif yapılardaki “genel kurul”un siyasi partilerdeki  karşılığıdır. Yeter sayıda üyenin  olağanüstü büyük kongre talebinin yerine getirilmemesi halinde, ne yönde işlem yapılacağı   4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 75’nci MADDESİNDE DÜZENLENMİŞTİR. Bu maddenin  (1.) fıkrasında; “genel kurulun, …. dernek üyelerinden beşte birinin yazılı başvurusu üzerine, yönetim kurulunca olağanüstü toplantıya çağrılacağı” hükme bağlandıktan sonra, (2.) fıkrasında;  “Yönetim kurulu, genel kurulu toplantıya çağırmazsa; üyelerden birinin başvurusu üzerine, sulh hakimi, üç üyeyi genel  kurulu toplantıya çağırmakla görevlendirir.” HÜKMÜ MEVCUTTUR. Hüküm EMREDİCİ NİTELİKTEDİR.  O halde,  siyasi partilerde, kanunda gösterilen  yeter  sayıdaki  üyenin  olağanüstü  büyük  kongre yapılması  talebinin,  merkez karar ve yönetim organınca yerine getirilmemesi halinde, üyelerden birinin başvurusu üzerine,  (gündeminde seçim bulunsun ya da bulunmasın) büyük kongreyi toplantıya çağırmakla üç üyenin görevlendirilmesine ilişkin kararı verecek yargı organının,  sulh hukuk mahkemesi OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR.  Bu sebeple, işin Anayasa yargısının görevine girdiği  yönündeki savunmaya İTİBAR EDİLMEMİŞTİR.

5- Gerçekten; siyasi partiye ihtarda bulunma görevi 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 4445 ve 4478 s. Kanunla değişik 104’ncü maddesinin (1.) ve (2.) FIKRALARINDA DÜZENLENMİŞTİR. Buna göre, “Bir siyasi partinin,  bu Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık halinde bulunması sebebiyle,  o parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca re’sen yazıyla başvurulur. Anayasa Mahkemesi söz konusu hükümlere aykırılık görürse bu aykırılığın giderilmesi için ilgili siyasi parti hakkında ihtar kararı verir.” Cumhuriyet Başsavcılığının, bir siyasi partinin Kanunun 101’nci maddesi dışında kalan emredici hükümleriyle diğer kanunların siyasi partilerle ilgili emredici hükümlerine aykırılık  halinde bulunması sebebiyle re’sen Anayasa Mahkemesine “ihtar” başvurusunda bulunması üzerine,  Anayasa Mahkemesince, sözkonusu hükümlere aykırılık durumunun  tespiti halinde  ilgili siyasi parti hakkında  “ihtar”  kararı VERİLECEĞİ KUŞKUSUZDUR.
Yeter sayıda üyenin, kanun ve tüzük hükümlerine  uygun olağanüstü kongre çağrısının,  parti yönetimince yerine getirilmemesinin yol açtığı tıkanıklık,  ancak delegelerin üyelik sıfatlarından kaynaklanan yasal  haklarını kullanmalarıyla giderilebilir. YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığının bir siyasi parti hakkında 104’ncü maddeye dayanarak Anayasa Mahkemesine  re’sen  “ihtar” başvurusunda bulunma görevinin  olması;  Yasanın 121’nci maddesinin ilk fıkrasında yer alan  Medeni Kanun ve Dernekler Kanununa yapılan atıf   karşısında; siyasi partilerin  temel öznesi olan üyelerinin, Siyasi Partiler Kanunuyla Türk Medeni Kanununun,  kendilerine tanıdığı  hakka  dayanarak, genel mahkemelerden hukuki himaye isteğinde bulunmalarına ENGEL DEĞİLDİR. Aksinin kabulü, “siyasi partilerin faaliyetlerinin demokrasi ilkelerine uygunluğunu” arayan Anayasa ilkesiyle (m. 69/1) bağdaşmayacağı  gibi, Anayasa’nın 36’ncı maddesinde güvence altına alınan  hak arama hürriyetinin de  ihlali anlamına gelir. Bu bakımdan “ihtar” yolunun  var olması, yeter sayıda delegenin olağanüstü büyük kongre talebinin  parti yönetimince yerine getirilmemesi halinde, çağrıda bulunan üyelerin mahkemeden, Türk Medeni Kanunun 75/2’nci maddesi gereğince olağanüstü kongreyi toplantıya çağırmak üzere üç üye görevlendirilmesi talebinde bulunmalarına engel TEŞKİL ETMEMEKTEDİR. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde yer verdiği Anayasa Mahkemesi’nin 08.12.2010 tarihli 2009/6 (D.iş) esas, 2010/6 karar sayılı kararı (R.G. 5.12.2011 tarih ve 27837), bir siyasi partinin kendiliğinden dağılma halinin ve buna bağlı olarak hukuki varlığının sona erdiğinin tespitine ilişkin olup, kongrelerle İLGİLİ DEĞİLDİR. Bu itibarla davalının,  bu yönlere ilişkin savunması YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

6- Öte yandan, siyasi partilerde büyük kongreyi toplantıya çağırmak, genel başkan, genel başkanlığın herhangi bir sebeple boşalması halinde merkez karar ve yönetim KURULUNA AİTTİR. Yeter sayıda üyenin olağanüstü büyük kongre yapılması talebinin partiye ulaşması  üzerine, bu talebin yerine getirileceği süreye ilişkin  Siyasi Partiler Kanununda, Dernekler Kanununda ve Türk Medeni Kanununda   bir  düzenleme  bulunmadığı   doğrudur.   Ancak  bu  hususun kanun seviyesinde bir düzenleyici  işleme konu  olması da  gerekmez. Dernekler Yönetmeliğinin 13’ncü maddesinin (b) bendinde yer alan, “genel kurul, dernek üyelerinden beşte birinin yazılı isteği üzerine  otuz gün içinde  olağanüstü toplanır”  şeklindeki düzenleme, yukarıda yer verilen atıflar sebebiyle siyasi partilerin, her kademedeki  olağanüstü kongreleri için de uyulması gereken NORM NİTELİĞİNDEDİR.

Bu süre, düzenleme amaçlı olup, gereğinin yapılmamış olması, olağanüstü kongre çağrısında bulunanlara, Türk Medeni Kanununun 75/2’nci maddesi gereğince çağrı kurulu  görevlendirilmesi için  yargıya başvurma hakkı verir.  Ancak,  parti yönetiminin, olağanüstü büyük kongreyi toplamayacağı yönünde bir irade önceden ortaya çıkmış ise, bu süre beklenmeksizin de hakimden görevlendirme talebinde BULUNMAK MÜMKÜNDÜR.  Beşte bir oranına ulaşan delegenin, süresi içinde yaptığı ve kabule bağlı olmayan toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı, muhatabına ulaşmakla hukuki sonuçlarını doğurur. Bu sonuç hem çağrıda bulunanları, hem de parti yönetimini bağlar. Tüzüğün, 63’ncü maddesinin (3.) fıkrasındaki  “çağrılabilir” ifadesi, beşte bir delegenin  olağanüstü kongre talebinin genel başkan ve merkez yönetim kurulunun takdirine bırakıldığı anlamına gelmez. Buradaki ifade, genel başkan ve merkez yönetim kurulunun lüzum görmesi halinde olaganüstü kongre TOPLANTISIYLA SINIRLIDIR. Tüzükte yer alan bu  ifadeden, beşte bir delegenin büyük kongre talebinin de genel başkanın takdirine bağlı tutulduğu anlamının çıkarılması, yeter sayıdaki delegeye tanınan olağanüstü kongre talebinde bulunma hakkını işlevsiz hale getirir ve  bu talebi partinin “kabulüne” bağlı kılar.  Bu itibarla, beşte bir oranına ulaşan delegenin, toplu karar biçimindeki irade beyanıyla oluşan olağanüstü kongre çağrısı siyasi partiyi yasal olarak bağlar.  Dahası,  oluşan  olağanüstü kongre istemi, yenilik doğurucu olduğundan, bu sonuç doğduktan  sonraki vazgeçmeler veya beyanı geri almalar dahi hukuken geçerli kabul edilemez. (Anayasa Mahkemesinin 25.07.2005 tarihli ve 2004/2 esas, 2005/4 karar sayılı kararı.) Bu sebeple, beşte bir delegenin talebine rağmen olağanüstü kongrenin yapılıp yapılmamasının parti genel başkanı ve merkez yönetim kurulunun takdirine bağlı olduğu şeklindeki savunma YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

7- Yukarıda yer verilen Anayasal ve yasal düzenlemelere ve yapılan açıklamalara göre, somut olaya dönüldüğünde;
Milliyetçi Hareket Partisi Tüzüğünün 63’ncü maddesinin (4.) bendinin değiştirilmesi teklifini görüşüp müzakere etmek ve karar bağlamak  üzere  543 kişinin Parti’nin olağanüstü büyük kongreye çağrılmasına ilişkin taleplerini  noterden onaylı imzalı beyanlarıyla Parti Genel Merkezine 15.01.2016 tarihinde noter vasıtasıyla ulaştırdıkları, tüzük değişikliği için olağanüstü büyük kongre çağrısında bulunan 543 kişiden, on iki kişinin çağrısının geçersiz olduğu, kalan 531 büyük kongre delegesinin usulüne uygun olağanüstü büyük kongre çağrısında bulundukları, mahkemece de böyle kabul edildiği, bu sayının Tüzüğe göre, büyük kongre üyelerinin beşte birini aştığı dosyadaki belge ve BİLGİLERDEN ANLAŞILMAKTADIR.

Bu durumda, parti yönetiminin, çağrıda bulunanların teklif ettiği tüzük değişikliğini belirlenen gündem çerçevesinde  görüşüp  müzakere etmek ve karara bağlamak üzere büyük kongreyi olağanüstü toplantıya ÇAĞIRMASI GEREKİR. Parti yönetimi, yeter sayıda üyenin çağrı taleplerini işleme  almamış,  merkez yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları basına yansıyan açıklamalarla olağanüstü büyük kongrenin toplanmayacağı yönünde açık bir irade ORTAYA KOYMUŞTUR. Bu tutum, olağanüstü kongre talebinin REDDOLUNDUĞUNU GÖSTERMEKTEDİR. Bu halde, istekte bulunan üyelerden her birinin sulh hukuk hakiminden çağrı kurulu teşkil edilmesini istemelerinde ve YEREL MAHKEMECE de, üç üyenin büyük kongreyi toplantıya çağırmakla görevlendirilmesinde kanuna AYKIRILIK GÖRÜLMEMİŞTİR.

8- Ayrıca, bir siyasi partinin büyük kongresinin olağanüstü toplanmasını gerektiren sebeplerin bulunup bulunmadığı, çağrıda bulunanların  çağrılarının haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı meselesi, toplantı isteminin yerindeliğiyle ilgili BİR KONUDUR. Bu tür davalarda, sulh hukuk mahkemesinin incelemesi, biçimseldir. Olağanüstü kongre talep edenlerin, büyük kongre delegesi olup olmadıkları, çağrı taleplerinin usulüne uygun bulunup bulunmadığı, Siyasi Partiler Kanununun 14/6 ve Parti Tüzüğünün 63’ncü maddesinde gösterilen beşte bir oranına ulaşılıp ulaşılmadığı ve parti yönetiminin bu talebi yerine getirip GETİRMEDİĞİYLE SINIRLIDIR. Büyük kongre talebinin haklı ve geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı  yargısal DENETİMİN DIŞINDADIR. Çünkü,  partinin  bu  gibi  sorunlarının görüşülüp konuşulacağı ve müzakere edilip karara bağlanacağı yer, en yetkili karar organı olan büyük kongredir (2820 s.SPK. m.14/1)

Yeter sayıda üyenin, olağanüstü kongre talebine ilişkin toplu irade beyanının iyiniyetli olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme de yapılamaz. Çünkü, kanun, beşte bir oranına ulaşan üyeye, olağanüstü kongre talep etme HAKKI VERMİŞTİR. Bu hakkın, Türk Medeni Kanununun 2’nci maddesinde düzenlenen “dürüstlük” ilkesine uygun kullanılıp kullanılmadığının değerlendirmesi “yerindelikle” ilgili olup, şekli inceleme yapan sulh hukuk hakiminin YETKİSİ DIŞINDADIR. Bu sebeple bu yöne ilişen itirazlar YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

Büyük kongreyi olağanüstü toplantıya çağırmakla görevlendirilmiş olan üç üyenin, “tarafsız” olmadıklarına ilişkin itiraza gelince; görevlendirilenler PARTİ ÜYESİDİR. Görev kapsamları, olağanüstü büyük kongreyi toplantıya çağırmaktan ibarettir ve görevleri kongre divanının oluşuna kadar geçen DÖNEMLE SINIRLIDIR. Başka bir ifade ile, yasa ve tüzük hükümlerine göre gerçekleştirilecek kongrede parti işleri ve kongre akışını etkileme yahut yönlendirme gibi bir etkiye ve göreve SAHİP DEĞİLLERDİR. Görev dönemlerine ilişkin denetim,  yapılacak kongrenin yargısal denetimi içinde değerlendirilebilecek BİR HUSUSTUR. Açıklanan sebeple davalının bu yöndeki itirazı da kabule DEĞER GÖRÜLMEMİŞTİR.

9- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre; bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya veya idari makamın tespitine veya dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut Olup olmadığına, kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir. (HMK.m.166/1) Konu, YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığının incelemesinde olup, Anayasa Mahkemesine yapılmış bir ihtar BAŞVURUSU BULUNMAMAKTADIR. YARGITAY Cumhuriyet Başsavcılığının yapacağı inceleme sonucu, böyle bir başvuruda bulunulup bulunulmayacağı bu aşamada  BELLİ DEĞİLDİR. Esasen Anayasa Mahkemesince Siyasi Partiler Kanununun 104 üncü maddesine göre verilecek ihtar kararı, yeter sayıda delegenin mahkemeden çağrı kurulu teşkilini istemeye ilişkin kanundan doğan haklarını ORTADAN KALDIRMAYACAKTIR. Bekletici sorun yapılabilecek husus, Siyasi Partiler Kanunundaki bir hükmün, Anayasa’ya aykırılığının itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne götürülmüş OLMASI HALİDİR. Somut davada böyle bir durum SÖZKONUSU DEĞİLDİR. Bu bakımdan, davalı tarafın bekletici mesele yapılmasına ilişkin talebi YERİNDE GÖRÜLMEMİŞTİR.

Toplanan delillere, yukarıda açıklanan yasal gerektirici sebeplere ve özellikle YEREL MAHKEMECE kanıtların takdirinde ve değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, 24.05.2016  tarihinde OYBİRLİĞİYLE KARAR VERİLDİ.

Kaynak: Corpus
.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir